SEMPOZYUM SONUÇ METNİ

29 Eylül Pazar günü İşçi Dayanışma Derneği olarak Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde “Kriz Günlerinde Örgütlenmek: İmkanlar, Zorluklar, Arayışlar” başlıklı sempozyumumuzu gerçekleştirdik. 

Sempozyumu Köksal Aydın anısına düzenledik. Köksal Aydın, Sağlık Emekçileri Sendikası Genel Başkanlığını yapmış, taşeronlaşmaya karşı verilen mücadelelerde ön safta olmuş bir sendikacıydı. Köksal Aydın yalnızca kamu çalışanı sağlık emekçilerini örgütlemeye çalışmayan emeğin birleşik mücadelesini ve hareketini yaratmak için çaba harcayan değerli bir mücadele arkadaşımızdı. İşçi Dayanışma Derneği olarak Köksal Aydın’ı bir kez daha saygıyla anıyoruz.

Tüm gün süren etkinlikte ‘İşçi Sınıfını Anlamak ve Tanımak, Emek Hareketinin Bugünü ve Geleceğe Bakmak’ başlıklarında ayrı oturumlar düzenlendi. Farklı konu başlıklarında yapılan sunumlar sonucunda ortaya çıkan sempozyum sonuç metnini tüm kamuoyuyla paylaşıyoruz. Sunumlarıyla katkı sağlayan tüm dostlarımıza yeniden teşekkür ediyoruz.

SINIF HAREKETİNDE YENİ BİR YOL AÇALIM!

İşçi Sınıfına Kölelik Koşulları Dayatılmaktadır!

Bilimsel araştırmalar sonucunda ortaya çıkan durum emek hareketinin bugünü ve geleceği tartışmalarında önemli veriler sunmaktadır. DİSK-AR’ın gerçekleştirdiği Türkiye İşçi Sınıfının Görünümü Araştırmasına göre işçi sınıfının yaklaşık yüzde %36’sı kendisini bir sınıfa ait görmektedir. İşçi sınıfının yaklaşık üçte ikisi kendisini sınıf dışı tanımlamaktadır. İşçilerin %66’sı asgari ücret ya da asgari ücrete komşu sayılabilecek düzeyde ücretle çalışırken araştırmaya katılan işçilerin yarısından fazlası ay sonunu zor getirdiğini söylemektedir. 4 işçiden biri yıllık izin hakkını bile kullanamamaktadır.

Birleşik Metal-İş’in yaptığı Metal İşçisinin Kimliği Araştırması metal işçilerinin 21.yy’da maruz kaldığı olumsuz çalışma koşullarını farklı bir noktadan göstermektedir. İşçi sınıfının azınlık kısmını oluşturan ve sendikalı-toplu sözleşmeli işçilerle yapılan bu araştırma bile işçi sınıfının yaşadığı zorlukları göstermektedir. İşçiler borçlu ve bağımlıdır, iş kazaları çok yaygın biçimde yaşanmaktadır. Son dönemde işçiler arasında psikolojik sorunlar daha fazla görülmekte somut bir belirti olarak anti-depresan ilaçlar daha fazla işçiler tarafından kullanılmaktadır.

İşçilerin Büyük Bölümü Sendikaya Üye Olmak İstemiyor!

DİSK-AR’ın araştırmasına göre sendikasız işçilerin %33’ü sendikalara olumlu bakarken %20’si de sendikaya üye olmak istemektedir. Sendikalı işçi oranından daha fazla olan bu eğilime rağmen işçilerin büyük bölümü çalışma koşullarının ağırlığına ve olumsuzluğuna karşı sendikalara üye olmak istememektedir. Aynı araştırmaya göre sendikasız işçilerin %60’ı sendikaya üye olmak istemiyor. Daha vahimi 5 işçiden birinin sendika hakkında herhangi bir fikri bile yok. Sendikadan uzak durulmasının bu denli yüksek olmasının nedeni olarak patron baskısı ve işten atılma tehdidi yaygın olarak düşünülse de sendikalara duyulan güvensizlik ve sendikalar hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olamama işçilerin sendikasız çalışmasında önemli etkenlerdir.

İşçi Sınıfının Mücadele Örgütleri Bugün Zayıf Durumdadır!

21. yy’da işçi sınıfı niceliksel olarak çoğalmaktadır. Tarihin en büyük işçileşme dalgalarından biri ile karşı karşıyayız. Tarımın çözülmesi ile birlikte köylülüğün tasfiye edildiği, emeğini herhangi bir patrona satmadan kendi hesabına çalışan küçük burjuva unsurların da gittikçe işçileştiği bu dönemde işçi sınıfı niceliksel olarak da baskın hale gelmiştir. 21. yy’da işçi sınıfı bütün olarak güvencesizleşmektedir. İşçi sınıfının tarihsel kazanımları birer birer tasfiye edilmekte ve kuralsız-esnek-güvencesiz çalışma yaygınlaşmaktadır. 

Güvencesizleşen işçi sınıfı parçalanmaktadır. Üretimin parçalanması sonucu mekânsal parçalanma, hukuken işçiler arasında yaratılan ayrımlar, ‘beyaz yakalı’ diye yaygınca kamuoyunda bilinen büro-ofis işçilerinin kendisini sınıfın dışında tanımladığı ‘psikolojik’ bölünmeler ve sınıf içerisinde dinci-milliyetçi-liberal sağ fikirlerin yarattığı etki parçalı bir işçi sınıfı görünümünü oluşturmaktadır. Özellikle AKP eliyle kurulan siyasal İslamcı rejimin işçi sınıfı üzerine yarattığı hegemonya sınıf mücadelesini son dönemde doğrudan olumsuz etkilemiştir.

Kapitalizmin tarihsel sürecinde kısıtlı bir dönemi kapsayan 30-35 yıllık dönemi merkeze koyarak işçilerin görece güvenceli, sendikalı ve büyük işyerlerinde topluca çalışmasını referans alıp işçi sınıfını ‘mavi yakalı’ işçilere indirgeyen yaklaşımlar günümüzde hizmet sektörünün genişlemesi, güvenceli çalışmanın yok olması, üretimin parçalanması gibi gerekçelerle işçi sınıfının ‘öldüğünü’ ve prekarya kavramı ile tanımlanan yeni oluşumların ortaya çıktığını söylemektedir.  Tanımı gereği geçinmek üzere emeğini herhangi bir patrona satmak mecburiyetinde olan tüm emekçiler statüsü, eğitim durumu, kültürel yapısı fark etmeksizin işçi sınıfının bir mensubudur. Bu nedenle işçi sınıfını tanımlayan ‘çalıştığı sektör, yakasındaki renk, güvenceli olup olmaması’ değil üretim ilişkilerindeki konumudur. ‘İşçi sınıfının öldüğünü o yüzden sınıf mücadelesine gerek yok’ diyen liberal tezlere karşı işçi sınıfı günümüzde yıkıcı ve dönüştürücü gücünü korumaktadır.   

İşçi sınıfının öz örgütleri olan sendikalar ise 21. yy’da parçalanan, çoğalan ve güvencesizleşen işçi sınıfının mücadele örgütleri olmaktan uzak durumdadır. Mevcut sendikalar bir önceki çalışma rejiminin ihtiyaçlarına göre örgütlenmiş yapılar olarak bugün işçi sınıfının çok dar bir bölümünü kapsamaktadır. Sendikalaşma ve toplu iş sözleşmesinden faydalanma oranları bu olguyu net bir şekilde doğrulamaktadır. İşçi sınıfının görece güvenceli çalışan kesimlerine toplu iş sözleşmesi yapma hedefine sıkışmış ana akım sendikacılık hukuki engellemeler, sendikal baskı ve yasaklar gibi faktörlerin de eklenmesiyle etkisini her geçen gün yitirmektedir. Mevcut sendikaların örgütlenme kapsamının daralması dışında, bakılması gereken önemli bir yön de mevcut sendikaların niteliğidir. İstisnaları söz konusu olsa da sendikaların büyük bölümü sınıf sendikacılığından uzaklaşmış, bürokratikleşmiş, patronların inisiyatifinde hareket eden sermaye uzantısı kurumlara dönüşmüştür. Sendikal yapıların büyük bölümünü kapsayan sermaye düzeninde ideolojik işlev kazanma durumunu eleştiren muhalif sendikaların (istisnaları yine hariç olmak üzere) çalışma tarzı, düzenin vesayeti altından çıkma, örgütlenme anlayışı gibi konularda alternatif olamadığını hatta eleştirdiği anlayışlarla belli noktalarda benzeştiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Sendikal yapıların krize girmesinin önemli bir nedeni de güvencesiz çalışma ilişkilerinin yaygınlaşmasında önemli bir özne olan kadın emekçilerin mevcut yapılarda sorunlarının, taleplerinin görülmemesi ve kadın işçilerin koşulları yaratılarak sendikalarda özne olmasının sağlanamamasıdır. Ana akım sendikacılığın içerisinde bulunduğu krize karşı son çeyrek asırdır geliştirilen alternatif modeller ise belli dönemler sınıf hareketine olumlu katkılar sağladıysa da süreklilik sağlayamamış ve kalıcı kurumsal seçenekler haline gelememiştir. Sendikal hareketin krizi tartışmalarına bu açıdan da bakmak sağlıklı sonuçlar açısından gereklidir.

İşçi Sınıfı İçerisinde Tüm Örgütsüzlüğüne Rağmen Direniş Eğilimleri Bulunmaktadır!

İşçi sınıfı hareketinin önemli bir gündemi işçi eylemleri ve direnişleridir. İşçiler başta işten atma olmak üzere yaşadıkları sorunlara karşı arayışlara girmekte ve eylemsellik içerisinde bulunmaktadır. Emek Çalışmaları Topluluğu’nun 2018 İşçi Eylemleri Raporu’na göre işçi sınıfının eylemselliklerinde geçmiş yıllara göre artış bulunmaktadır. Ayrıca memleketin pek çok farklı noktasında işçi sınıfı sendika, güvenceli gelecek, insanca yaşam talepleri için bazıları bir yılı geçen direnişler içerisindedir. Büyük bir sabırla ve kararlılıkla direnen işçiler aynı zamanda işçi sınıfı hareketinin geleceğinin kurulacağı yolu göstermektedir.

Solun İşçi Sınıfıyla Sağlıklı İlişki Kurması ve Yeniden Sınıf Siyaseti Gereklidir!

Ülkemiz tarihine baktığımızda sol-sosyalist hareket ile işçi sınıfı arasındaki ilişki hep doğru orantılı olmuştur. Sol hareket etkisizleştikçe işçi sınıfı hareketi zayıflarken; solun güçlenmesi işçi sınıfı hareketine de olumlu etki etmiştir. Çeyrek asırdan fazla bir süredir solun içerisinde yaygınlaşan kimlik siyasetini temel alan fikirler işçi sınıfı hareketinin gelişmesini de olumsuz etkilemektedir. Solun emekçilerle kurduğu ilişki de dışsallaşmış ve işyerlerinde-yaşam alanlarında yeterli düzeyde örgütlenme faaliyetleri gerçekleşmemektedir. Bugün yeniden sınıf siyaseti iddiasını güçlü bir şekilde gündeme alıp işçi sınıfıyla içsel ilişkiler kurma mecburiyeti söz konusudur.

Birleşik Emek Mücadelesini Örgütleyelim!

Emek hareketinin geleceği ve bugün sınıf hareketinin ihtiyacı emeğin birleşik örgütlenmesini inşa etmektir. Ancak bu inşa etme görevi emeğin birleşik mücadele zeminlerinin olgunlaşmasıyla hayata geçebilir. Emekçilerin somut talepleri etrafında görünür kampanyalar gerçekleştirmek, birbirini destekleyen çeşitli (merkezi-yerel, uzun vadeli-kısa vadeli, genel talepler-özel talepler) ortak zeminler kurmak başlangıç noktaları olarak görülebilir. Ancak birleşik mücadele açısından dikkat edilmesi gereken nokta son dönemde sıkça rastlanan ortak zeminlerin mevcut bileşenlerin toplamına bile ulaşamayan etkisiz ve sonuç alıcı olmayan yöntemlerinin terk edilmesidir. Geçmiş birleşik mücadele deneyimlerinden de referans alarak ortak hedefe farklı noktalardan gitmeye çalışmak ve birleşik hareket kabiliyetini geliştirmek gereklidir.

Sendikal Örgütlenmeye ve Sendika Dışı ‘Arayışlara’ Devam!

Sendikalar tüm güç kaybına rağmen işçi sınıfının öz örgütleri olarak güncelliğini ve işçi sınıfı mücadelesinde ihtiyaç duyulan örgütler niteliğini korumaktadır. Ancak sendikal hareketin bugünkü yapısının eleştirilerek 21.yy işçi sınıfına ve sistemin değişen yapısına uygun biçimde örgütleneceği sendikal pratiklere ihtiyaç vardır. Sınıf ve kitle sendikacılığı ilkelerinin, işçileri özne haline getiren komite-konsey örgütlenmeleri anlayışının ısrarla emek hareketinin gündeminde olması için çalışılmalıdır. İşçi sınıfı mücadelesine zarar veren hakim sendikal zihniyetten de anlayış ayrışması yaşanması gereklidir. 

Sendikal örgütlenmede ısrar ederken emeğin birleşik mücadelesinin örgütlenmesinde farklı bir kanal olacak ve işkollarına sıkışmayan işyerleri dışında işçilerin yaşam alanlarını da örgütlenmenin bir parçası haline getirebilecek ve fiili-meşru mücadeleyi merkeze koyan sendika dışı arayışlar da bugünün sınıf mücadelesinde ihtiyaç olan örgütlenmelerdir. TİS’siz bir emek örgütlenmesinin temel hedefi güvencesiz çalışanlarla bağ kurmak ve güvencesizlerin güvencesi olmaktır. Sendika dışı arayışlar ayrıca bürokratik yapılara karşı taban inisiyatiflerini esas alan örgütlenmeleri hayata geçirerek demokratik örnekleri sınıf hareketine sunmalıdır.

Sendika dışı örgütlenmeler ile sendikal yapılar arasındaki ilişkiyi de birbiri yerine ikame olan değil birbirini destekleyen ve olumlu manada dönüştüren boyutta ele almak doğru bir yaklaşım olacaktır.

Fiili-Meşru Mücadele Temel Eksen Olmalıdır!

Hukuk mücadelesi işçi sınıfı mücadelesinde bir yer tutmaktadır. Ancak mücadelenin merkezine hukuk mücadelesini koyan yaklaşımlar doğru değildir. Hukuk sermaye düzeninin korunmasında egemenlerin bir ‘silahı’ konumundadır. Ülkemizde de iş hukukunun gelişimine baktığımızda sınıf hareketlerini kontrol altına alma ve sınıf bilincini engelleme amaçlı düzenlemelerle dolu olduğunu görebiliriz. Bugün iş hukukunun durumuna baktığımızda arabuluculuk gibi uygulamalarla asgari düzeyde dahi işçilerin hakları korunamamaktadır. Toplu iş ilişkilerinin gelişmesinin önündeki engeller de işçiler açısından durumun vahametini ortaya koymaktadır. Bu yüzden 21. yy sınıf mücadelesinde fiili-meşru mücadele temel eksen olmalı hukuk mücadelesi bu mücadelenin bir parçası olarak değerlendirilmelidir.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Temel Mücadele Başlığıdır!

Neo-liberal sermaye birikim modelinin en acımasız yönü iş cinayetlerinde ve meslek hastalıklarında ortaya çıkmaktadır. Sendikasız çalışmanın da etkisiyle işçilerin hayatı sermayenin insafına kalmış durumdadır. Sermaye ile emek arasında adete bir ‘iç savaş’ yaşanmaktadır. İşçi sınıfı açısından hayati bir önemi olan bu meseleye sendikaların ilgisi olması gerekenin çok uzağındadır. İSİG çoğu zaman toplu sözleşmelerde mevzuat hükümleri ile geçiştirilmektedir. İSİG Meclisi gibi bu konuda özel çalışmalar gerçekleştiren örgütlenmeler önemli bir yer tutmaktadır. İSİG’in sınıf mücadelesinde daha fazla yer tutması için çaba gösterilmeli, sendikaların bu alana dair çalışmalarının yoğunlaşması için basınç uygulanmalı ve İSİG konusunda özel örgütlenme hedefleri bir program dahilinde çıkartılarak birleşik mücadele zeminleri kuvvetlendirilmelidir.

Sınıf Hareketinde Yeni Bir Yol Açalım!

İşçi sınıfı hareketi geçmiş deneyimlerden de referans alarak kendisini tek bir noktaya sıkıştırmadan örgütlemelidir. Son dönemde yaygınlaşan kooperatifleşme pratiklerini sınıfsal bir pencereden geliştirecek ve işçi sınıfı hareketinin gelişmesi için yeni bir olanak olarak değerlendirecek bir açılıma ihtiyaç bulunmaktadır. Sınıf hareketinin bu konuda daha fazla tartışmasının sağlanması ihtiyaçtır. 

Bugün sınıf mücadelesinin gelişmesinde doğrudan engel olan sınıf bilinci eksikliğini kapatacak eğitim çalışmaları temel hedeflerden olmalıdır. Sınıf mücadelesinin bir başka yönü de işçi dayanışmasının kuvvetlendirilmesidir. İşçi sınıfı arasındaki dayanışma ilişkilerinin çoğaltılması ve başta direnişteki işçiler olmak üzere sınıf dayanışmasının slogan olmaktan çıkartılıp hayatın içerisinde gerçek hale getirilmesi gerekmektedir.

İşçi Dayanışma Derneği olarak kendimizi ‘Arayış hareketi’ şeklinde tanımlamaktayız. Sınıf hareketinde yeni bir yol açma iddiası doğrultusunda bir yandan emek hareketine hakim olan egemen anlayıştan kendimizi ayrıştıran bir yandan da birleşik emek mücadelesini yaratmak için taşın altına elini koyan sorumlulukta olacağız. 

Köksal Aydın anısına gerçekleştirdiğimiz sempozyumdan çıkan sonuçlar doğrultusunda hedeflerimizi planlı-programlı şekilde gerçekleştirmek için tüm dostlarımızla ve emekçilerle omuz omuza mücadele etmek için işçiler içerisinde güçlenerek mütevazi ve kararlı adımlar atacağız.

Derdi sınıf olan tüm dostlarımıza da çağrımız omuz omuza, sorumlu bir şekilde mücadeleyedir. 

ÜRETEN BİZİZ YÖNETEN DE BİZ OLACAĞIZ!

İŞÇİ DAYANIŞMA DERNEĞİ

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*